Tüm sokağı kaplayan mızıka sesi. Mızıkayı kavramış minik eller. Kızın kucağında ona ait olmadığı belli olan bir yaşlarında bir bebek. Yaşı da nereden baksanız on iki- on üç. Sokağın ortasına oturmuş insanların yüzüne bakıyor. Ha tabii bir de mızıka çalıyor. Dikkatlerini çekmeli. Mızıka ve bebek tam da bu yüzden. Herkes görmezden geliyor onu. Alınmıyor. Alışmış gibi. Arada bir mızıkayı indiriyor ağzından. Bebek rahat durmuyor, sürekli onun yerini değiştiriyor küçük annesi. Önlerinde serili bir peçete var. Üzeri boş. Bazıları inceliyor kızı ve bebeği ama çantalarını açmıyorlar. Hızla uzaklaşıyorlar. Takım elbiseli adam yanlarına gelip duruyor. Kız dikkatle inceliyor onun uzun boyunu. Adam cebinden çıkardığı 1 lirayı atıyor kızın önüne. Kız “ Allah razı olsun” diyor belli belirsiz. Adam da hızla uzaklaşıyor. Sanki “Yağ Satarım” oyunundalar. Ama kız arkasına bakmıyor. O yaşta birinin olabileceği tüm ciddiyetle kucağındaki bebeği tutuyor. Mızıkaya ara veriyor. Başka şarkı… Önünden onun yaşlarında iki kız geçiyor. Çok güzel giyinmişler. Yanlarında anneleri, ellerinde alışveriş poşetleri var. Kısa saçlı kızın ayakkabılarına bakıyor küçük anne. Onun benzerini dün gece rüyasında görmüştü. Sonra düşleri yandı. Unutmak zorunda kaldı hepsini. Bebek, eliyle kızın başörtüsünü indiriyor. Şımarıklığından ötürü poposuna şaplağını da ihmal etmiyor küçük annesi. Kız kırmızı başörtüsünü düzeltip bebeği eteğinin üzerinde yerini değiştiriyor. Bebeğin kulağına sinirli sinirli bir şeyler söylüyor. O da küçük annesini anlıyor ve artık rahat duracağına söz vererek birkaç kere kafasını oynatıyor. Ve mızıkaya devam… Bu da yeni bir şarkı. Önündeki peçeteye bakıp üzülüyor. Ablası görünmeyen bir köşeden onu izliyor. “ Ne yapayım” diyor bakışlarıyla, üzgün. Kara bulutlar dolaşıyor sokakta. Çok geçmeden de yağmur başlıyor. Yağmur ona “ Paydos” diyor. O da önündeki birkaç lirayı alıyor ve bebeğiyle yağmur damlalarının üzerinde sıçrayarak yok oluyor.*
*Öykü Teknesi Dergisi Filika Eki'nin Eylül-Ekim 2011 sayısında yayımlanmıştır.
Gülbin GÜNEY