Diğer koltuğa geçip oturuyorum. Biraz da televizyona bu köşeden bakayım. Boynum ağrıyor. Sevmedim bu köşeyi. Kalkıp perdeyi tamamen açıyorum. Bu ışık içimi aydınlatmıyor. Kırmızı bir araba geçiyor sokaktan. Evimin önünde yavaşlıyor. Kim olduğunu görmek için dikkat kesiliyorum. Yoksa? Bana? Arabadan inenler gidip karşı evin ziline basıyorlar. Saatin sesi rahatsız ediyor beni. Onu izlemeye başlıyorum. Saniyeyi itmemek için zor tutuyorum kendimi. Saniye ilerlemiyor. Akrep ile yelkovan çoktan kış uykusunda. Bir şeyler atıştırmak için mutfağa gidiyorum. Hazırda hiçbir şey yok. Beni bekliyorlar hazırlamam için. Ben de inatlaşıyorum. Salondan buraya gelirken yorulduğumu fark ediyorum. Yatak odasına geçip şekerleme yapıyorum. Bu beni heyecanlandırıyor. Yelkovan ile akrep bir tek ben uykudayken kımıldıyorlar.
Gözlerimi açmak yorucu. Zor olsa da kalkmalıyım. Yatağımın yanındaki ilaçlarımı içiyorum birer birer. Ne işe yaradıklarından haberim yok. Son ilacıma gelince salondan bir ses geliyor. Bir- iki saniye düşündükten sonra bunun ev telefonu olduğu geliyor aklıma. İlacı yatağa fırlattığım gibi hızla gidiyorum salona. Nefes nefese kalmışım.
“Aaloo! Aloo!”
Karşı taraftan gelen isim tüm heyecanımı gömüyor.
“Yanlış numara!”
Telefonu kapattığımda ellerimin titremekte olduğunu fark ediyorum. Ne zamandır böyle acaba? Bir saat? Bir gün? Bir ay? Bir yıl? Hiçbir fikrim yok. Televizyonu açıp oturuyorum karşısına. Titreme geçmiyor. Ellerimi birbirine kenetleyip sıkıştırıyorum. Olmuyor. Saate bakıyorum. Yine takılmış saniye. O saati boğazlamak istiyorum. Ama bir işe yaramayacak. Kapı çalınıyor. Uzun koridor çok karanlık, ışığı ise yıllardır bozuk. Aslında kapının zilini de bozuk sanıyordum. Kapıyı açtığımda genç bir kız görüyorum.
“ Merhaba teyzeciğim. Eğer ilgilenirseniz size şu ürünümüz…”
Cümlesinin devamını dinlemiyorum bile. İçeri davet ediyorum. Kız şaşırıyor. Ama o kadar ısrar edince kıramıyor beni. Mutfağa gidip ona çay hazırlıyorum. Ama yanında ikram edecek bir şey yok. Son kullanma tarihi geçmiş birkaç kutu bisküviden başka. Kız çayını yudumlarken bana satmak istediği temizlik setini anlatmaya başlıyor. Lafını bölüyorum.
“Adın ne senin? … Anlamı nedir? … Kaça gidiyorsun? … Dersler nasıl? … Annen baban ne iş yapıyor? … Kaç kardeşsiniz? … Tek başına sıkılmıyor musun? … Okula neyle gidiyorsun?”
O ise temizlik setini bir türlü anlatamamış olmaktan ötürü huzursuz. Sorularıma kısa cevaplar veriyor. Konuşmak istemiyor. Onunla konuşurken çenemin susmaktan ağrımış olduğunu fark ediyorum. Benim temizlik setiyle ilgilenmediğimi anlayınca gitmek istiyor. Yemeğe kalması ne kadar ısrar etsem de artık dinlemiyor beni. Kapıyı ardından kapatıp kalkıyorum. İlaçlarımı yine sırasıyla içiyorum. Son ilacımı içerken müthiş bir ferahlama kaplıyor içimi. Gözlerimi kapatıyorum. Titreyen ellerim bir tane daha atıyor ağzıma o ilaçtan. Ve bunu birkaçı daha izliyor. Ta ki kutu boşalana kadar. İçtikçe rahatlıyorum. Sanki ruhum uçtu, uçtu… Yelkovan, akrep ve saniye umurumda değil artık. Onlar buraya ait ama ben değilim. Kapı ve telefon sesleri duyuyorum. Ve insan sesleri. Hepsi benim için. Hepsi! Memnuniyet yüzüme en güzel gülümsememi bırakıyor. Ve gözlerimi açmıyorum.
Gülbin GÜNEY
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder